• SANAT
  • 9 SORUDA
  • DİKEN ÖZEL
  • GÜNÜN 11'i
  • DİKENLİK
  • AKŞAM POSTASI
  • SPOR
  • VPN HABER

Diken

Yaramazlara biraz batar!

  • VİTRİN
  • AKTÜEL
  • EKONOMİ
  • ANALİZ
  • DÜNYA
  • MEDYA
  • KEYİF
  • YAZARLAR
  • SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Mesele başkanlık sistemi değil, 'yeni nizam'; siz hala anlamadınız mı?

30/01/2015 08:20

NURAY MERT sonNURAY MERT

Galiba, son günlerde bir kez daha gündeme gelmesiyle ‘başkanlık sistemi’ni tartıştığımızı sanıyoruz.

Bazıları ‘fiili başkanlık sistemi’ne geçtiğimizden yakınıyor. Bazıları ‘ruhen’ başkanlık sistemine geçmiş olmaktan memnun.


Topyekun bir fiili durum

Oysa, şu anda söz konusu olan fiili başkanlık sistemi veya herhangi bir sistem değil, ‘topyekun bir fiili durum.’ Tartıştığımız ise topyekun bir ‘yeni düzen’ veya ‘yeni nizam’a geçiş.

Belli ki, cumhurbaşkanını halkın seçmesi fikri, AKP tarafından başkanlık sistemine giden bir adım olarak görülmüş ama, bu değişimi hukuken çerçeveleyecek anayasal değişim malum nedenlerle sonraya bırakılmış. Bu durumda, gerekli değişimi gerçekleştirmek, önümüzdeki genel seçimle oluşacak meclise kaldı.

Türk usulü başkanlık sistemi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kafasındaki sistemin hukuki altyapısının oluşmasını beklemek gibi bir kaygı taşımadığı için, kafasındaki siyasal sisteme göre hareket etmekte beis görmüyor. Onun için halihazırda bir sistem değil, filli bir durum söz konusu.

Genel seçimin hemen sonrasında hayata geçirilmesi beklenen sistem ise ‘başkanlık sistemi’ adı altında  mevcut filli durumun yasallaşması ve pekişmesi. O nedenle, AKP buna ‘Türk usulü başkanlık sistemi’ diyor ki doğrusu da bu. Zira, cumhurbaşkanlığı öncülüğünde AKP’nin kafasındaki sistem, demokratik ülkelerin başkanlık ve yarı-başkanlık sistemlerine benzemiyor. Zaten bu tanım da, maazallah başkanlık sistemini dengeleyecek mekanizmalar akla gelmesin diye icat edildi. Diğer taraftan, konu 2012’de gündeme geldiğinde de, Kürt siyaseti federe veya ademi merkezci bir yapı umuduna kapılmasın diye, ‘üniter devlet yapısına uygun başkanlık’ denilerek onun da önü kapanmıştı.

Önderin iradesi her şeyin önünde

Erdoğan, 2010 Nisan ayında bir televizyon programında ‘hayal’inin ve 2011 seçimlerinin istikametinin başkanlık sistemi olduğunu açıklarken, muğlak bir biçimde denge mekanizmalarından bahsetmişti. Ama o zaman asıl mesele, güçlü icraat, güçlü idare konusuydu. Zamanla güçlü idare, ‘güçlü irade’ye dönüştü, yani önderin iradesinin her şeyin önünde olduğu bir anlayışa.

Zaman içinde, Erdoğan ve AKP çevresinin, siyaset anlayışının ne olduğu daha netleşti. Bu şöyle bir anlayış: Tarihi bir misyon yüklenmiş bir önder mümkün mertebe çok yetkiyle donatılacak; önder siyaset ve toplumsal hayatı tamamen kontrol edebilmeli ki bir büyük tarihi değişim gerçekleşsin.

Bir önderlik konumu

Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan son açıklamasında, başkanlık sisteminden, ‘Ayağımızdaki prangalardan kurtulalım’ diye söz etti. Oysa, demokratik düzen, iktidardakilerin ayağındaki ‘pranga’ların artmasıyla mümkün.

Ne var ki bu ülkede söz konusu olan artık demokratikleşme falan değil, ‘Yeni Türkiye’ adı altında yeni bir düzen kurulması. Demokratikleşme dediğimiz, biz fanilerin özgürlüklerini önceleyen bir sistemken, ‘yeni düzen’ bir büyük tarihi misyonun gerçekleşmesini önceliyor. Bu misyon, ‘Atalarımızın tarihi mirasını geleceğe taşıyacak, ümmeti kurtaracak’ bir tarihi hamle. Bu durumda, kendisi için dizayn edilen başkanlık makamı, Erdoğan’ın şahsında tarihi bir önderlik konumu.

Alabildiğine mutlaklaşan bir otorite

Siyaset anlayışı bu temele dayalı olunca, tartıştığımız şey de başkanlık veya parlamenter sistem değil, yeni bir ‘düzen.’ Dolayısıyla diğer her konu, bu ‘düzen’in kurulmasının önünü açıp açmadığına göre değerlendiriliyor.

Olaya bu açıdan bakarsanız gerçekten de, ‘Türk usulü bir başkanlık sistemi’ne ihtiyaç var. Bu sistemi tanımlayan ise sadece ve sadece, Erdoğan’ın ‘tarihi önderlik’ işlevini gerçekleştirebileceği düzenlemelerin yasallaşması. Yani, iç ve dış politikada alabildiğine mutlaklaşan bir otorite ve kontrolün yolunu açan tüm yasa ve düzenlemeler.

Gık demek mümkün olmaz

Bu tür düzenlerde, sıradan bir vatandaş hayatı sürmek mümkün değildir; zira ‘yeni düzen’in tarihe bakışını benimsemek, millet denilen bütünün parçası olmak, tarihi misyonun önderi bu misyon adına ne gibi adımlar atıyorsa onu gönülden desteklemek dışında bir seçiminiz olamaz. Dolayısıyla ‘düzen’ veya ‘nizam’ın size tayin ettiği yer ve rol dışında hak ve özgürlükleriniz olamaz.

Hak ve özgürlüklerinizin kısıtlandığını düşündüğünüz anda, karşınıza bir tarihi misyonun gerektirdiği düzenlemeler gerekçesi çıkar. Tarihi misyon her neyse onu sorgulamanız ‘ihanet’ sayılır. Nitekim halihazırda zaten bu anlayışla idare ediliyoruz. Bu anlayış iyice kurumsallaşıp yasallaşınca, gık demek mümkün olmaz. Bunu bilelim.

Kendimizi kandırmayalım

Sıkıysa, ‘Bana ne tarihle yarışmaktan, sıradan bir faniyim, sıradan ve özgür bir hayat sürmek istiyorum, istediğim şeye inanırım, istemediğime inanmam’ deyin… Sıkıysa, ‘Ümmet beni ilgilendirmez, ben kendi hayatıma bakarım’ deyin…. Zaman içinde manevi linç, maddi ve yasal linçe dönüşür.

Kendimizi kandırmayalım, tartıştığımız, sistemlerden bir sistem olarak başkanlık sistemi değil, anlatttığım türde bir düzene geçişin yasallaşması.

Geleceğimiz açısından en iyisi tartışmaya bu zeminde devam etmek ve bu zeminde fikir beyan etmek. Bakın, halihazırda, manevi linç korkusu galip geliyor; kimse çıkıp, ‘Yeni Türkiye dediğiniz proje benim aklıma yatmıyor’, ‘Kusura bakmayın, ben kendimi ‘millet’ diye tarif ettiğiniz bir ‘kütle’nin bir parçası olarak görmüyorum, ‘Benim vatanseverlik, siyaset, toplum, hayat anlayışım sizlerden ve dahi bu ülkenin çoğunluk nüfusundan farklı’ diyemiyor.

Baştan alayım

Daha önce de yazdım ama tekraren ben başlamış olayım.

Ben yukarıda söylediklerimi düşünen biriyim. Kendimi atalarımız, tarihi miras gibi kavramlara izafe etmiyorum. Tarihi bir mirasa sahip bir ülkede yaşamak güzel; onun ürünü olan sanata, edebiyata, adaba aşina olmayı da büyük zenginlik olarak görüyorum. Ama geçmişte bu toprakları yönetenlerle fazladan bir duygusal bağ içinde değilim; her yaptıklarının da övünülecek şeyler olmadığını düşünüyorum.

İnançlı biriyim, ama olmayadabilirdim, o şartlarda da bu ülkede özgürce yaşamak isterdim. ‘Ya sev, ya terk et’ anlayışını çok ama çok saçma ve zalimce buluyorum. Ben bu ülkeyi, burada yaşamayı kendi anlayışım içinde seviyorum. Kimsenin bana neyi, nasıl seveceğimi dayatmasını kabul edemem. Ancak, zalim yönetimler, otoriter rejimler böyle düşünenleri dışlar, cezalandırır, belki sürgün eder.

Ya özgürlüğe ya karanlık bir tünele

İşte böylesi bir seçimin eşiğindeyiz. Ya bu ülkede özgürce yaşamayı seçeceğiz, ya ucu, dışlanmaya, düşmanlaştırmaya, linçe, sürgüne giden bir karanlık tünele gireceğiz.

Tartışmak durumunda olduğumuz budur. ‘Türk usulü başkanlık sistemi’ denilen ise bu esas meselenin çok önemli de olsa sadece bir cüzü.

Kategori:Agora

Tüm yazılar: Nuray Mert

SON HABERLER

Meteoroloji: Altı ilde yağış bekleniyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), altı ilde gök gürültülü sağanak yağış bekliyor.

EuroBasket 2025: Türkiye Portekiz'i de yenerek üçte üç yaptı

FIBA Erkekler Avrupa Şampiyonası’nda (EuroBasket 2025) Türkiye, gruptaki üçüncü maçında Portekiz’i 95-54 yendi.

Boğaziçi Üniversitesi'nde silahlı saldırı: 15 yaşındaki çocuğu öldüren erkek intihar etti

oğaziçi Üniversitesi’nde bir erkek 15 yaşındaki genç kızı öldürüp intihar etti.

İzmir'de sekiz ilçede 32 saat su kesilecek

İzmir’de isale hattındaki arıza nedeniyle sekiz ilçede 32 saatlik zorunlu su kesintisi yapılacak.

Dondurma standında elektrik akımına kapılan 18 yaşındaki genç hayatını kaybetti

Beykoz Belediyesi’nin düzenlediği Beykoz Çayır Festivali’nde dondurma standında elektrik akımına kapılan 18 yaşındaki genç hayatını kaybetti.

Yurttaşı boşver, maksat TOMA zarar görmesin
Sabah kapı çaldığında gelenin sütçü olmadığından emin olacağınız günler yakın

Ara

DİKEN’İ TAKİP EDİN

Osman Kavala 2 bin 861 gündür hapiste

YAZARLAR

Utanç gibi itibar da taraf değiştirmeli

Zehra Çelenk

İfşaların arasından yükselen soru: Kadınların itibarı yok mu?

Arzu Uzunali

İfşa rüzgarı: Üzgünüm faile taze fasulye kalmamış

Ece Deniz

Kendinden kaçmanın bir yolu: Ertelemek

Psk. Dr. Feyza Bayraktar

Cenova günlüğü: Peynirler ve börekler

Elvan Uysal Bottoni

Görgüsüzlükle nasıl başa çıkılır?

Murat Sevinç

Cihan hokkabazlarının hokkasından size biraz bal

Mustafa Alp Dağıstanlı

GÜNÜN 11’İ

Mustafa Karaalioğlu: Bir ülke için en önemli iki meselede durum ikide sıfır

Osman Sert: Göç ve nüfus yönetimi bugünün sorunu değil

Gökhan Aktürk: İki gün içerisinde Fenerbahçe'nin zararı 70 milyon euro

Işık Kansu: Diyanet'ten yargıya bir uçurumun dibine yuvarlanıyoruz

T. Gül Köksal: Sertifikaların maddi karşılıklarına bakınca bu yolla konut edinmek dar-orta gelirli için çok düşük bir ihtimal

L. Doğan Tılıç: Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanması bir '30 Ağustos anı'nın işi değildir

Şükran Soner: Ortadoğu toprakları üzerinden yine çok kritik sınav günleri yaşanacak

Murat Ağırel: Skandal bir olaya ulaştım; savcıları dolandırmaya çalışan çete

Salih Cenap Baydar: Gurbetçilerin psikolojisi ile yerlilerin psikolojisi çatışıyor

Damla Doğan Tuncel: Komisyonun 'fonksiyon sapması', belki de demokrasinin en büyük şansıdır

Aytunç Erkin: CHP İstanbul seçimleriyle ilgili iddianamede tanık beyanları var, şüpheli ifadeleri yok

  • 9 SORUDA
  • YAZARLAR
  • AKTÜEL
  • ANALİZ
  • DİKEN ÖZEL
  • DİKEN'E TAKILANLAR
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KEYİF
  • MEDYA
  • POPÜLER BİLİM
  • SANAT
  • BU GAZETE…
  • DİKEN 10 YAŞINDA
  • Künye
  • İletişim
  • Gizlilik ilkeleri
  • Çerez politikası

"Genç gazeteci arkadaşlarıma! Bu meslek yorucu bir meslektir. Ama, insan büyük bir zevkle çalışır. Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma." Sedat Simavi

×